“İşveren, İşçiye/Çalışana Çovid-19 Pandemisi Nedeniyle Aşı Olma Zorunluluğu Getirebilir Mi?” başlıklı makalemize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
İşveren, İşçiye/Çalışana Covid-19 Pandemisi Nedeniyle Aşı Olma Zorunluluğu Getirebilir Mi?
- Tarih
- HazırlayanBARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK İŞ HUKUKU EKİBİ
Ekli belgeler
PDF Makale (PDF)PDF · Arşiv belgesi Aç ↗Ekli belgenin metni: Makale (PDF)
İŞVEREN, İŞÇİYE/ÇALIŞANA COVİD -19 PANDEMİSİ NEDENİYLE AŞI OLMA
ZORUNLULUĞU GETİREBİLİR Mİ?
Covid-19 pandemisi 2020 yılının başlarında ortaya çıktı ve ülkemiz ile tüm
dünyada milyonlarca insanı etkiledi. Dünyada 3 milyon civarında, ülkemizde ise 50 bin
civarında insan bu salgın hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Yine tüm dünyada yaklaşık
200 milyon insan bu salgın hastalığı geçirdi. Geçen süre içinde bu hastalığın aşısı bulundu
ve insanlar aşı olmaya başladılar. Ülkemizde resmi açıklamalara göre, bugüne kadar
yaklaşık nüfusun %60’ına tek, %20’sine ise çift doz aşı yapıldı. Sosyal hayattaki
kısıtlamalar ortadan kalktı, işyerleri açıldı ve işçiler çalışmaya başladılar.
Şimdi ise çalışma hayatında ortaya çıkan bir tartışma konusu var: işçi /çalışan aşı
olmak zorunda mıdır, işveren işçiyi aşı olmaya zorlayabilir mi?
Konuyu ülkemizdeki yasal düzenlemeler, hukuk ve akademik çevrelere hakim olan
görüşler çerçevesinde aşağıda inceleyip değerlendireceğiz.
1.Konuyla ilgili Yasal Düzenlemeler
Hukukun genel ilkesi olarak, hiç kimsenin kaynağını anayasa ve yasalardan
almayan bir hakkı kullanması mümkün değildir. Hak, hukuk düzeni tarafından tanınan ve
korunmasını isteme konusunda bireyin yetkili kılındığı menfaattir.
Kişinin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü üzerinde sahip olduğu mutlak haklara
kişilik/şahsiyet hakları denir. Bu haklar kişiye, kişi olması sebebiyle tanınmıştır,
devredilemez, sınırlamaya tabi tutulamaz. Hukuk düzenimiz kişiliği hem o kişinin
kendisine karşı hem de dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korumuştur. Hiç kimse hak
ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Hiç kimse özgürlüklerinden
vazgeçemez veya onları hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.
Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi
varlığını koruma hakkı bulunmaktadır. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller
dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz. Ancak yazılı rıza üzerine organ nakli
borcu altına girmek mümkündür.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması,
hakkın özüne dokunulmadan, ölçülülük ve demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygun bir şekilde ancak kanunla olabilir.
Medeni Kanun’un 23. maddesinde kişiliğin korunması düzenlemesi yer almıştır.
Buna göre; “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse
özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.
Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli
mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine
getirmesi istenemez; maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulamaz.”
Sayfa 1 / 7
Bulaşıcı hastalık konusunda aşının zorunluluğu 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha
Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunun 57. maddesinde sayılan bulaşıcı hastalıkların
ortaya çıkması halinde,72/2. madde uyarınca hastalığa maruz kalanların aşılanmasına
yetki tanınmıştır. Bulaşıcı hastalık olması durumunda söz konusu kanuna göre aşı
zorunluluğu bulunmasına karşın, kanun çok eski bir kanundur ve anılan kanunda Covid19 bulaşıcı hastalığı bakımından güncel bir düzenleme mevcut değildir.
Kişi hak ve özgürlüklerinin Anayasa ve yasalarla kamu sağlığı ve güvenliği gibi
nedenlerle zorunlu olarak sınırlanması mümkündür. Buna karşın, ülkemizde Covid-19
pandemisi nedeniyle aşı olma konusunda yasal bir zorunluluk getirilmemiştir. Ayrıca
Sağlık Bakanlığı tarafından da aşı olmanın zorunlu olmadığı kamuoyuna açıklanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında sağlık hakkının kişisel olduğunu ve özel alanı
oluşturduğunu söylemek mümkündür.
2.Konunun Yasal Mevzuat ve İşyeri Bazında Değerlendirilmesi
a) İş Hukuku ve İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Yönünden Değerlendirme
Yasalarda, işçinin yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğünün özel olarak korunması
doğrultusunda hükümler bulunmasının nedeni, işçinin söz konusu değerleri de içerecek
bir biçimde kişi olarak hizmetini işverene sunmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu
hizmetin ifası asli edim (borç) yükümünün ötesinde bir anlam taşımaktadır. İşçi kişilik
sahibi bir fiziki varlık, bir insan olarak işverenin egemenlik alanına girmektedir. Bu
evrede işçinin işverenin yönetim hakkı karşısında genel olarak iş ve işyerini düzenleme
yetkisi bulunmamaktadır. Tam tersine işverene uyma, onun talimatlarına uygun
davranma ödevi altındadır. İşte bu bağımlılığın karşılığı, işverenin işçinin kişiliğine
saygı göstermesi yani işçiyi gözetme borcuna uygun davranması zorunludur.1
Borç ilişkisinin devamı süresince, iş görme ve ücret ödeme asli edimleri gibi,
üretim faaliyetinin her anında kendini duyuran gözetme borcu da hizmet sözleşmesinin
belirttiğimiz anlamda kişisel (tipini) belirlemeye yaradığından bir asli edim
yükümlülüğüdür.2
Nitekim konuyla ilgili olarak Borçlar Kanunu’nun 417. maddesinde işverene
“işçinin kişiliğinin koruma” yükümlülüğü getirilmiştir.
Buna göre, “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı
göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle
işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların
daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi
almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği
konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
1
Pro.Dr. İlhan Ulusan ,Borçlar Hukuku ve İşi Hukuku Açısından İşverenin İşçiyi Gözetme Borcu S.17. ,Kazancı
Kitap Tic. A.Ş. İstanbul 1990
2
A.g.e.,s.19
Sayfa 2 / 7
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı
nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline
bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”
İşçinin kişiliğinin korunması, onun yaşamının, sağlığının, bedensel ve ruhsal
bütünlüğünün, şeref ve haysiyetinin, kişisel ve mesleki saygınlığının, özel yaşamının
ahlaki değerlerinin ve genel olarak özgürlüğünün korunması anlamına gelmektedir.3
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4/f.I.(a) maddesinde de işveren iş
sağlığı ve güvenliği açısından her türlü önlemi almakla yükümlü tutulmuştur. Bu yönü
itibariyle düzenleme TBK m.417/f.II ile de uyumludur.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler değerlendirildiğinde, işyerindeki tüm işçilerin
istisnasız aşılanmasını sağlamak, işverenin yükümlülükleri arasında bulunmamaktadır.
Aşı, işverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü kapsamında alması gerekli
bir önlem de olamaz. Buna ilişkin olarak iş sağlığı ve güvenliği (İSG) mevzuatında açık bir
dayanak bulunmamaktadır. Ayrıca aşı yapılan kişilerin farklı komplikasyonlarla
karşılaşma olasılığı (ölüm dahil) çerçevesinde aşının genel bir İSG tedbiri olarak kabul
edilmesi teknik açıdan da mümkün değildir. Bir ISG önlemi, uygulandığında herkes
bakımından koruyuculuk ve güvenlik sağlayan bir sonuç doğurmalıdır. İSG önleminin
genellik niteliği, koruyuculuk ve güvenlik bakımından istisnasının olmaması demektir.
Oysa aşı, her ne kadar genel koruyucu bir sağlık önlemi olarak kabul edilse de herkesin
aşı konusunda gösterdiği fizyolojik tepki aynı değildir.4
Bununla birlikte, geliştirilen aşılar dahil Covid-19 bakımından henüz daha dünya
genelinde ruhsatlandırılmış herhangi bir ilaç ya da aşı yoktur. Kullanılan tüm aşılar da
yetkili mercilerin (WHO-Dünya Sağlık Örgütü’nün) acil kullanım onayı çerçevesinde
uygulanmaktadır.5
Aşı, işverenin yönetim hakkının da kapsamı dışında kalmaktadır. Keza, kanun
koyucunun aşı zorunluluğunu öngörmediği bir hukuk sisteminde, aşı olup olmamak
işçinin kişisel yaşamına ilişkin bir karardan ibarettir.6
Yukarıda yapılan tüm açıklamalara karşın, hukukçular tarafından Avrupa İnsan
Hakları Mahkeme’sinin (AİHM) 08.04.2021 tarihli pandemi öncesi bir kararı işçinin
zorunlu aşı olması konusunda bir referans olarak gösterilmektedir. AİHM, çocukluk
dönemi aşılarının zorunlu tutulmasını kamu sağlığının korunmasına meşru bir amaç
olarak değerlendirerek, bu yöndeki bir politikanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne
(AİHS) aykırılık teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir.
Özetle, AİHM zorunlu aşıların yasal olduğuna ve demokratik toplumlarda gerekli
olabileceğine karar vermiştir. AİHM kararları son derece önemlidir, zira Türkiye’nin de
3
Mustafa Tiftik, Ayşe Adıgüzel, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na Göre Genel Hizmet Sözleşmesinde İşverenin
İşçiyi Koruma Borcu Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Dergisi 2016/1 S.319-356
4
Av. Zeynep Yıldırım, “Çalışma Hayatında Aşı”, Habartürk.com,15.06.2021
5
Av. Zeynep Yıldırım, “Çalışma Hayatında Aşı”, Habartürk.com,15.06.2021
6
Dr. Canan Ünal Adanır, “İşverenler İşçileri Covid-19 aşısı olmaya zorlayabilir mi?”, Dünya.com(Serbest Kürsü)
Sayfa 3 / 7
taraf olduğu AİHS’nin 48. Maddesine göre sözleşmeye taraf tüm devletler AİHM
kararlarına uymaya mecburdur.7
Bununla birlikte, ülkemizde aynı konuda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin ters
yönde kararları bulunduğunu da eklemek gerekmektedir. AİHM’ne herhangi bir konuda
başvuru yapılabilmesi için de iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmektedir.
b) İşçinin İş Sözleşmesinin Feshi Yönünden Değerlendirme
Aşı olmak istemeyen işçilerin bu tutumunun kusurlu bir davranış olarak
değerlendirilmesi mümkün değildir. Aşı olmayı istememek kusurlu bir davranış değil,
bir tercihtir. Bu nedenle aşı yaptırmaktan kaçınmanın kusurlu bir davranış olarak
nitelendirilerek işçinin iş sözleşmesinin, işveren tarafından 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25.
maddesi uyarınca feshi söz konusu olamaz.
Buna karşın, işçinin aşı olmamasının işyerinin ya da işletmenin sağlık
politikalarına aykırılık ve olası sağlık riskleri sebebiyle, işyerinin ve işletmenin
gereklerinden kaynaklanan geçerli nedenle iş sözleşmesinin feshi mümkündür.
Burada her somut olaya bakıp değerlendirme yapmak gerekmektedir. Örneğin
işçinin pozisyonuna/görevine, diğer işçilerle temasının olup olmadığına bakılmalıdır.
Hasta, yaşlı, engelli gibi özel koruma ve bakıma ihtiyacı olan kişilerle yakın temas
halinde mesleğini icra eden hemşire ve hastabakıcılar; aşı olmadıkları takdirde bu kişiler
bakımından yaşamsal bir tehlike oluşturabilirler. Bu olasılıkta, işveren tarafından feshin
geçerli olarak yapılabilmesi mümkündür.8
Yoğun bir şekilde müşteri ile yüz yüze çalışan kasiyer, gişe görevlisi vb. çalışanlar
ile üretim bandında birlikte çalışan işçiler eğer aşı olmamışlarsa geri planda başka bir
görevle çalıştırılabilirler. Çalışanın pozisyonu/görevi değiştirilebilir. Yeni eğitimler
verilerek tele çalışma (uzaktan çalışma) yapması sağlanabilir. Ancak işveren feshe son
çare olarak yaklaşmalı, ölçülülük ilkesine riayet etmelidir.
c) 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) Yönünden
Değerlendirme
6698 Sayılı KVKK ve ilgili mevzuat uyarınca sağlık verileri özel nitelikli kişisel
veridir. Bu sebeple, kişilerin/işçilerin aşı karnesi/aşı olup olmadığı bilgisi de sağlık verisi
olarak sayılmaktadır. Sağlık verilerinin işveren tarafından işlenebilmesi için kural olarak
hem çalışan adaylarının hem de çalışanların aydınlatılması ve açık rızalarının alınması
gerekmektedir.9
7
Erdal Kardaş, “Aşı Olmak İstemeyen Çalışanı İşveren Aşı Olmaya Zorlayabilir mi?” kplegal.com
Dr. Canan Ünal Adanır, “İşverenler İşçileri Covid-19 aşısı olmaya zorlayabilir mi?”,Dünya.com.(Serbest Kürsü)
9
Av. Özgür Güner Av. Eylül Bengisu Gümüş, Av. Hande Solak, Av. Bahar Esentürk, Stajyer Av. İrem Tanık ,”Covid19 Aşısını Olmayı Reddetmenin Çalışan İşveren İlişkisine Etkileri”, Dünya.com(Serbest Kürsü),19.06.2021
8
Sayfa 4 / 7
d) Aşı Olma Konusunda İşyerinde Süreç Yönetimi
Çalışanın kişiliğinin korunması hakkı ve işverenin teşebbüs hürriyeti ve çalıştırma
hürriyeti arasındaki çatışma/çarpışma nasıl aşılacaktır?
Çalışan kişiliğine bağlı dokunulmaz, maddi ve manevi varlığını koruma hakkına
sahip olarak, sağlık hakkının kişisel ve özel alanı olduğunu, bu konuda kendisine baskı ve
zorlama yapılamayacağını savunacak; işveren ise iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı ve diğer
düzenlemeler uyarınca işyerindeki diğer çalışanlarını ve müşterilerini koruma
yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürecektir.
İşverenin teşebbüs hürriyeti ve çalışma hayatında hem işçileri/çalışanları hem de
müşterilerini koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu konuda işveren ve çalışan
yönünden karşılıklı çarpışan/çatışan menfaat ve haklar olduğu ortadadır. Belirtilen
nedenle işverenin aşı olma konusunda işyerinde bir süreç yönetiminde bulunmasının,
ikna ve teşvik tedbirleri uygulanmasının doğru olacağı hukuk ve akademik çevrelerce ileri
sürülmektedir.
Öncelikle, Covid-19 aşısı olmak istemeyen çalışanlarla ilgili süreç yönetimi iletişim
ve bilgilendirme esasları üzerine kurulmalıdır. Aşı olma konusunda ikna ve teşvik edici
uygulamalar gerçekleştirilmelidir. Bu aşamada çalışanın tercihi değişmezse, çalışanla
işyeri hekimi ve/veya uygun görüşecek İSG uzmanlarının da katılımıyla yüz yüze bir
görüşme daha yapılarak ve bu görüşme tutanağa bağlanarak son bir yazılı bilgilendirme
yapılabilir.
Bütün bunlara karşın çalışan aşı olmazsa feshin son çare olduğu ilkesinden hareket
ederek; işçinin önce ücretli izinleri kullandırılabilir, ücretli izin yoksa tarafların
anlaşmasıyla makul bir süre ücretsiz izin uygulamaya sokulabilir. Eğer ücretli izin yoksa
ücretsiz izin de çalışan tarafından kabul edilmezse, bu durumda işçinin/çalışanın iş
sözleşmesi işin, işyerinin ve işletmenin gereklerine dayanarak geçerli nedenle ve
tazminatlı olarak feshedilebilecektir.
e. İşverenin Aşı Olmayı Zorunlu Tutması Hali ve Olası Sonuçları
Bugünkü mevzuat ve yasal düzenlemelere göre işverenin aşı olmayı zorunlu
tutması ya da aşı olmayan çalışana yaptırım uygulaması mümkün değildir.
Buna karşın, işverenin ikna ve teşvik etme gibi yöntemler uygulaması ya da yasal
bir düzenleme olmamasına karşın baskıyla çalışanı aşı olmaya zorlaması ihtimali
bulunmaktadır. Bu durumda, çalışanın vücudunda bir komplikasyonla karşı karşıya
kalması hatta yaşamını yitirmesi olasılığı da söz konusudur.
İşçiler/çalışanlar üzerinde aşı olma baskısının ülkemizde ve tüm dünyada artacağı
bugünden işaretlerini göstermektedir. Nitekim Fransa’da hükümet tarafından Covid-19
aşısı olmanın zorunlu hale getirilmeye çalışılması ve aşı karnesi uygulanmaya başlanması
girişimi kamuoyunda sert tartışmalar yaşanmasına ve protesto gösterileri yapılmasına
neden olmuştur.
Sayfa 5 / 7
ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC); “Koronavirüs nedeniyle
hastaneye kaldırılanların %97’sinin aşı yaptırmayan kişiler olduğunu ve Covid-19
salgınının, aşılanmayanların salgınına dönüştüğünü” belirtmiştir. 10
Ülkemizde mevzuat kapsamında doğrudan bir düzenleme bulunmamasına karşın,
aşılamanın büyük bir hızla devam ettiği bugünlerde, işveren tarafından işyerinde zorunlu
aşı uygulaması getirilmesi ya da ikna ve teşvikle çalışanın aşı olmasının sağlanması
sonucunda bir yan etki/komplikasyonun ya da ölümün ortaya çıkması halinde bu
durumun iş kazası* olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği de hukuk ve akademik
çevrelerde yoğun şekilde tartışılmaktadır.11
3. Sonuç
Ülkemizde zorunlu aşı olma konusunda bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Anayasa’ya göre, aşı zorunluluğunu yalnızca kanun koyucu getirebilir. Anayasa’ya
göre, temel hak ve özgürlükler sağlık nedeniyle sınırlanabilir, ancak bu bir kanuni
düzenlemeyle yapılabilir.
Kurum ve kuruluşlar tarafından, işveren tarafından, iş sözleşmesiyle, toplu iş
sözleşmesiyle de aşı olma zorunluluğu getirilemez. Hukuk devleti yasalara tabi olarak
işler ve kaynağını Anayasa ve yasalardan almayan hiçbir hak kullanılamaz.
Aşı konusu işverenin yönetim hakkının da dışında kalmaktadır.
Aşı olup olmama hususu işçinin/çalışanın özel yaşamına ilişkin bir konudur.
İşçinin/çalışanın aşı olmayı reddetmesi iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı
feshine gerekçe oluşturamaz.
Buna karşın, aşı olmayı reddetme hali, işçinin pozisyonu/görevi ve yaptığı iş
nedeniyle diğer çalışanlar ve müşterilerle yoğun bir temas içinde bulunup bulunmadığı,
olası yaşamsal tehlikeler de göz önünde bulundurularak iş sözleşmesinin geçerli feshine
konu yapılabilecektir. Burada her somut olayın kendi içinde değerlendirilmesi
gerekmektedir.
İşçinin/çalışanın özgür iradesiyle aşı olup olmamaya karar vermesi asıldır.
Ortada yasal bir düzenleme bulunmazken baskı ile aşı olmanın zorunlu tutulması
halinde ya da ikna ve teşvik uygulamaları sonucu aşı olunması durumunda, çalışanın
*İş kazası, işçinin/çalışanın işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle
meydana gelen ve sigortalıyı hemen ve sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak
tanımlanmıştır. İşveren tarafından işyerinde aşı olma zorunluluğu, salgının yayılmasını önlemek amacıyla
getirildiğinden, işçinin aşı olması nedeniyle yaşayacağı komplikasyonların iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği,
burada işverenin iş kazası nedeniyle sorumlu tutulamayacağı, illiyet bağının burada kesildiğini ileri süren hukuki
görüşler mevcuttur. Bunun aksine, aşılamada inisiyatif kullanıldığı için, işverenlerin, çalışanların aşılanması
sonucuna bağlı zararları karşılaması gerektiği yönünde hukuki değerlendirmeler de bulunmaktadır.
10
Mynet.com,”CDC: ABD’de Covid-19 Salgını , Aşılanmayanların Salgını Haline Geliyor”16.07.2021, Evrensel
Gazetesi, “ Koronavirüs Aşılanmayanların Salgınına Dönüştü”, 18.07.2021
11
Av. Özgür Güner, Av.Eylül Bengisu Gümüş, Av. Hande Solak, Av. Bahar Esentürk, Stajyer Av. İrem Tanık,
”Covid-19 Aşısını Olmayı Reddetmenin Çalışan İşveren İlişkisine Etkileri”, Dünya.com(Serbest Kürsü),19.06.2021
Sayfa 6 / 7
vücudunda bir komplikasyonun gelişmesi hatta yaşamını yitirmesi halinde
işveren/çalıştıran açısından iş kazası sorumluluğunun ortaya çıkıp çıkmayacağı da bugün
ülkemizde ve dünyada geniş ölçüde bir tartışma konusudur.
Sonuç olarak, aşı olmanın zorunlu tutulması konusunda henüz bir yasal düzenleme
ve yargı içtihadı bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, çalışanların/ işçilerin aşı
olması konusu, özgür iradelerine, rızalarına bağlı bulunmaktadır.
Bu durum, Anayasa’da düzenlenmiş olan; kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi
varlığını koruma hakkı ile yasada düzenlenmiş olan işçinin kişiliğinin korunması hakkının
doğurduğu bir sonuçtur.
BARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK İŞ HUKUKU EKİBİ
Sayfa 7 / 7