isverenim.com
Yayınlar

İhaleli İşlerdeki Alacak Davalarında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Uygulaması

  • Tarih
  • Hazırlayan
"İhaleli İşlerdeki Alacak Davalarında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Uygulaması" başlıklı makalemize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Ekli belgeler

PDF Makale (PDF)PDF · Arşiv belgesi Aç ↗
Ekli belgenin metni: Makale (PDF)

İHALELİ İŞLERDEKİ ALACAK DAVALARINDA SOSYAL GÜVENLİK

KURUMU’NUN UYGULAMASI

I.GİRİŞ

Kamu kurum ve kuruluşlarınca Kamu İhale Kanunu kapsamında yaptırılan

özellikle temizlik güvenlik ve yemek işlerinde çalıştırılan personelin ihaleyi veren

kuruluşlarda çalışanlarla aynı işleri yaptıklarını beyan ederek ihale makamlarının

kadrolu işçileri gibi TİS hükümlerinden yararlandırılmaları gerektiği gerekçesiyle açmış

oldukları alacak davalarında; iş mahkemeleri genellikle Alt İşverenlik Yönetmeliği

hükümlerini esas alarak sigortalıların lehine karar vermekte ve dolayısıyla sigortalılar

ihale makamının kendi işçileri gibi TİS hükümlerinden yararlandırılmaktadırlar.

İş Mahkemeleri tarafından verilen kararlar sonucunda işçi ihale makamının işçisi

gibi TİS hükümlerinden yararlandırılmakta ancak TİS hükümlerinin alacak bakımından

uygulanması ile yetinilmemekte alacak farkları için ihale makamlarının SGK’ ya belge

verme ve prim ödeme sonucu da kararların uygulanmasının devamı olarak karşımıza

çıkmaktadır.

İş mahkemelerinde konuyla ilgili açtıkları davayı kazanan işçi ihale makamının

işçisi ise ve TİS hükümlerinden yararlandırılıyorsa, yararlanılan TİS hükümlerine paralel

olarak kişinin sosyal güvenliğinin de ihale makamlarınca sağlanması söz konusu kararın

en tabii sonucu olarak gündeme gelmektedir.

II.SOSYAL GÜVENLİK KURUMU UYGULAMASI

SGK’ nın alacak davaları konulu kararlardaki uygulaması;

“İşverenleri tarafından sigortalı bildirimi yapıldığı halde, kazançlarının eksik

ödendiğini ileri süren sigortalılarca, işverenleri aleyhine açılan alacak davalarında,

mahkemelerce alacak tutarına ilişkin kararların verilmiş olması, buna karşın sigortalılık

hizmetinin kazandırılmasına ilişkin bir hükmün bulunmaması kaydıyla, alacak

davalarına ilişkin mahkeme kararlarının, prime esas kazanca tabi olan ücret ve

ücret dışı alacaklar yönünden işleme alınması,

Ancak, mahkeme kararlarında, alacak davasına konu olan dönemlerde

sigortalılık bildiriminin bulunmadığının anlaşılması halinde ise mahkemece karar

verilen alacak tutarları için herhangi bir işlem yapılmaması, başka bir ifade ile dava

konusu sürelerde davacı kişinin sigortalılık bildiriminin bulunmadığının tespiti halinde,

işverenlerden aylık prim ve hizmet belgesinin istenmemesi veya bu belgelerin re’

sen düzenlenmemesi gerektiği” şeklinde yürütülmektedir.

Sayfa 1 / 6

III.5510 SAYILI KANUN AÇISINDAN ASIL İŞVEREN ALT İŞVERENLİK İLİŞKİSİ

Kamu İhale Kanununa tabi işlerde ihale makamları işveren, ihale konusu işi

yapanlar (yükleniciler) alt işveren olmamasına ve kararlarda kurum taraf olmamasına

rağmen söz konusu kararlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatı uyarınca ihale

makamları adına işyeri dosyası tescil edilerek alacak davalarına konu tutarlar üzerinden

sigortalılık bildirimi yapılması istenilmektedir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 11 inci

maddesinde, işyeri tanımlanmış olup; söz konusu tanımlamaya göre işyerinin,

sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları

yerler olduğu, işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden

bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler,

dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya

meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçların da işyerinden

sayıldığı belirtilmiştir.

Bu tanımlamaya göre 5510 sayılı kanunun 4. ve 5. Maddelerinde sayılan

sigortalıların işlerini yapmış oldukları yerlerle işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet

ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı

yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya

meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyeri kavramının

içinde bulunmaktadır.

Alt işverenler asıl işverenden aldıkları işlerde çalıştırdıkları sigortalılardan dolayı

Kuruma işyeri bildirgesi vermemekte, çalıştırdıkları sigortalıları, asıl işverenle yapmış

oldukları sözleşmenin Kuruma ibraz edilmesi kaydıyla asıl işveren adına tescil edilmiş

olan işyerinden alacakları numara ile Kuruma bildirmektedirler.

Alt işveren –asıl işveren ayırımında bizleri sonuca götüren ana unsur işyerinde ve

eklentilerinde yapılan işe göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin saptanmasıdır.

Kanunun 11. maddesindeki tanıma göre asıl-alt işveren ilişkisinde aranması

gereken kıstaslar;

a) Alt işverenin, işyerinde asıl işverenin yapmış olduğu ana işin bir bölümünde veya

eklentilerinde iş alarak kendi nam ve hesabına işçi çalıştırılması gerekmektedir.

Alt işverenlikten bahsedebilmek için alt işverenin aldığı işin, işverenin asıl işinin

bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi ya da yardımcı işler kapsamında bulunması

gerekmektedir. Başka bir ifade ile bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine başka bir

işverenin dahil olması durumunda alt işverenden söz edilebilecektir. Bu anlamda bir

bağlantının varlığı için işyerinde üretilen mal ya da hizmetin niteliğine bakılması

gerekir.

Sayfa 2 / 6

Asıl işverenden alınan iş onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir

işyeri olarak işi alanın adına tescil edilmiş ise, işi alan kimse kural olarak alt

işveren değil işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici husus yapılan işin

diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili

olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi

halinde 5510 sayılı Kanunun uygulanması yönünden alt işverenden söz etme

olanağı kalmayacak ortada iki bağımsız işveren olduğu kabul edilerek işlem

yapılacaktır.

İşyerinde yapılan ana işin ne olduğu hususu, işyerinin ne amaçla tesis

edilmiş olduğuna bakılarak tespit edileceğinden, ana işin bölümünden iş alarak

kendi adına ve hesabına işçi çalıştıran kişi alt işveren olarak nitelendirilecektir.

“Bölüm” tabiri değişik ürün çeşitlerinin üretildiği yerleri ifade edebileceği gibi aynı

ürünün değişik üretim aşamalarını da ifade edebilir.

Örneğin, bir bisküvi fabrikasında kaymaklı bisküvi üretimi yapılan veya gofret

yapılan kısımlar işin ayrı bir bölümü olabileceği gibi tüm ürünlerin paketlendiği kısım da

işin bir bölümü olarak kabul edilmelidir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemede yer alan, “işyerinde üretilen mal veya

verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen

işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve

bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar”

şeklindeki ifade sınırlayıcı olmamakla birlikte, eklentide görülen işin de asıl işle ilgili olan

ve ona yardımcı olan işler olarak düşünülmesi gerekmektedir.

Örneğin, SGK’ nın personelinin taşınması veya binalarının güvenliğinin sağlanması

işlerinin yapılmış olduğu yerlerin tanımlamaya göre SGK’ nın kendi işyerleri olduğu

düşünüldüğünde, güvenlik veya taşıma işlerinin asıl işvereninin SGK olarak kabul

edilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının bahse konu

işleri ihale suretiyle verdikleri dolayısıyla ihale yoluyla işleri üstlenenlerin

(müteahhitlerin) işveren konumunda oldukları ve kendi adlarına işyeri dosyası açılması

gerektiği ileri sürülebilse de madde metninde ihale suretiyle verilen işler bakımından

herhangi bir ayrım gözetilmemiş olduğundan, aynı hükmün kamu veya özel sektöre

farklı uygulaması sonucu gündeme gelecektir.

Dolayısıyla, alt işveren-asıl işveren ayırımında, alt işverenin işyerinin

eklentilerinde yapmış olduğu işin de işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik

yönünden bağlılığının bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

Sayfa 3 / 6

Buna göre, yukarıda verdiğimiz örneğe döndüğümüzde, SGK’ nın ana işlevinin

kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması olduğuna göre; güvenlik, temizlik veya yemek

yapma işinin asıl işin bölüm veya eklentisi olarak nitelendirilmemesi gerekmektedir.

Yine özel sektöre ait tekstil fabrikasına bir bölüm eklenmesi için yapılacak olan

inşaat işinin dokuma işinden farklı nitelikte işler olduğu dikkate alındığında, inşaat işini

yüklenen kişinin dokuma işvereninin alt işvereni sayılması mümkün görülmemektedir.

Alt işverenin aldığı iş, asıl işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız

bir nitelik taşıyorsa, asıl işverenin üçüncü kişinin alt işverenliği nedeniyle doğan

ödevlerden sorumlu tutulması mümkün görülmemektedir.1

Ayrıca yine Yüksek Mahkemenin bir kararında2 , sadece işyerinin temizlenmesi işini

alan temizlik şirketinin aracı niteliği kazanmadığından asıl işverenin temizlik şirketinin

borcundan ötürü Kuruma karşı teselsül hükümleri uyarınca sorumlu tutulamayacağı

belirtilmiştir.

b) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinden bahsedebilmek için işyerinde iş

sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir.

Sigortalı çalıştırmayan işverenlik sıfatını kazanamayacağı için bu durumdaki

kişilerden iş alanlarda aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında

dayanışmalı(müteselsil) sorumluluk doğmayacaktır.

Yine işin bütünün bir başka işverene bırakıldığı durumlarda alt işverenlik

dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden

alınmış olması, diğer bir deyişle asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla

sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor

olması gerekir.

İşin belli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde bir başkasına

devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, dolayısıyla sigortalı çalıştırılmadığı için

işverenlik sıfatına haiz olunmadığı durumlarda işi devralan kişi alt işveren, devreden de

asıl işveren olarak nitelendirilmeyecektir.

c) Alt işverenin asıl işverenden almış olduğu işin, asıl işverenin işyerinde

yürütülmesi icap etmektedir.

1

2

Y.21.HD. E.3281, K.5593, T.14.10.1996

Y.10.HD. E.4151, K.5593, T.13.09.2001

Sayfa 4 / 6

Asıl işverenin kendi işyerinde yapmış olduğu işin bölüm veya eklentisinden iş alarak

asıl işverenin işyerinde bu işi kendi işçilerini çalıştırmak suretiyle yapan yüklenici alt

işveren olarak nitelendirilecek olup, işin bölüm veya eklentilerinden iş alarak almış

olduğu işi kendine ait işyerinde yapan kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyeceğinden

bu gibi bir durumda yüklenici adına yapmış olduğu iş dikkate alınarak ayrı bir işyeri

dosyasının açılması gerekmektedir.

Örneğin, yemek pişirilmesi işini kendine ait müstakil işyerinde yapan ve burada

çalıştırmış olduğu işçileri ile yemekleri fabrikaya getirip servis yapan kişi söz konusu işi

fabrika işyerinin bölüm veya eklentilerinde yapmamış olduğundan yükümlülüklerinin

fabrika işyeri dosyası üzerinden alt işveren olarak yerine getirilmesinin istenilmemesi

gerekmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, bir işin bölüm veya eklentilerinden iş

alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran kişilerin alt işveren olarak kabul

edilebilmesi için, asıl işverenin işyerinde sigortalı vasfında birilerini çalıştırmaya

devam etmesi, işin bölüm veya eklentilerinden alınan işin işyerinde yapılan

faaliyet konusu işle ilgisinin olması veya yardımcı ya da tamamlayıcı mahiyette

olması, alt işverenin yaptığı işin asıl işverene ait işyerinde geçmesi gerekmektedir.

IV.SONUÇ

Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 3. maddesinde alt işveren "bir işverenden, işyerinde

yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde

işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan, bu

iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran gerçek veya tüzel

kişiyi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar" olarak tanımlanmıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uygulamasında, iş mahkemelerinde açılan alacak

davalarına konu dönemde işveren olarak addedilen kişilerin yanında sigortalılık

bildiriminin bulunmadığının anlaşılması halinde, mahkemelerce karar verilen alacak

tutarları için herhangi bir işlem yapılmaması; yani dava konusu sürelerde davacı kişinin

sigortalılık bildiriminin bulunmadığının tespiti halinde, işverenlerden aylık prim ve

hizmet belgesinin istenmemesi veya bu belgelerin re’sen düzenlenmemesi

gerekmektedir.

İş Mahkemelerinde açılan söz konusu davayı kaybeden tarafın ihale makamı

olması davayı kazanan kişinin de müteahhidin (işverenin) sigortalısı olması halinde

davaya konu olan dönemde ihale makamına ait işyerinden sigortalılığının bulunmadığı

dikkate alınarak davacıya ödenen TİS farkları nedeniyle aylık prim ve hizmet belgesi

verilmemesi ve sigorta primlerinin ödenmemesi gerekmektedir.

Sayfa 5 / 6

İş Mahkemeleri nezdinde açılan alacak davaları ile ilgili olarak Sosyal Sigortalar

Kurumu, yürürlükte bulunan mevzuatını uygulamamakta; İş Kanunu ve o kanuna

istinaden yayınlanmış olan Alt İşveren Yönetmeliği esas alınarak verilen kararlarda yer

alan sigorta primi alacağını dikkate alarak işlem yapmaktadır.

Halbuki somut olaylarda her iki mevzuat birbiriyle örtüşmemektedir. İş Kanununa

göre verilen karara SGK tarafından uyulması sonucu ihale makamından iş üstelenen

işverenin ödemiş olduğu sigorta primleri ya ihale makamının dosyasına aktarılmakta ya

da işverenin tahakkuku ile TİS ödemelerindeki fark tutar kadar ihale makamı adına

tahakkuk yapılarak primler ihale makamından alınmaktadır.

Sonuç olarak, Kurum uygulaması; davacının işverenin sigortalısı olmaması halinde

alınan karar üzerine işlem yapılmaması şeklinde olduğundan, Yargıda açılan alacak

davaları sonucunda ihale makamları adına sigorta priminin tahakkuk ve tahsilinden

vazgeçmelidir.

BARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU EKİBİ

Sayfa 6 / 6

2.632 okunma
Bu belgenin yazdırılabilir sürümü ücretli üyelere özeldir — https://isverenim.skyside.com.tr/makale/8693