Sosyal Güvenlik Hukuku ve İş Hukuku Bağlamında Hukuk Normları ve Normlar Hiyerarşisi
- Tarih
- HazırlayanBARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK İŞ HUKUKU EKİBİ
Ekli belgeler
PDF Makale (PDF)PDF · Arşiv belgesi Aç ↗Ekli belgenin metni: Makale (PDF)
SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU VE İŞ HUKUKU BAĞLAMINDA HUKUK NORMLARI VE
NORMLAR HİYERARŞİSİ
I.HUKUK NORMLARI VE NORMLAR HİYERARŞİSİ
İnsanların ve kamu kurum ve kuruluşlarının iş ve eylemlerinde uymak zorunda
oldukları hukuk normları arasında takip edilmesi gereken bir hiyerarşi bulunmaktadır.
Bu normlar farklı kademelerde yer almakta, normlar arasında altlık ve üstlük
ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan
almaktadır.
Anayasa’nın 138. maddesinde de yer alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca,
hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde
Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt düzenleyici işlemler (Yönerge,
Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademede yer alan bir normun üst
kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi
mümkün bulunmamaktadır.1
Buna göre; hukukumuzda normlar hiyerarşisi aşağıda belirtilen şekilde
oluşmuştur.
1. Temel Metin Anayasa
Anayasa’nın 11’inci maddesinde yer alan “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme
ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” şeklindeki düzenlemeyle
Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü açıkça vurgulanmış ve hukuk hiyerarşisi adına
temel bir kural olarak belirlenmiştir. Anayasa, TBMM tarafından çıkarılır.
2. Usulüne Göre Yürürlüğe Konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar, Anayasa’nın 90 ıncı
maddesine göre kanun hükmündedir. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve
özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla, ulusal kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümlerinin esas alınacağı belirtilmektedir.
1
T.C.Y.10.HD. E.2011/2500,K.2012/9052,T.17.05.2012
Sayfa 1 / 6
3. Kanunlar
Anayasa’da genel hatlarıyla düzenlenen hususların uygulamaya yönelik
ayrıntıları kanunlarla ve bu kanunlara dayanarak çıkartılan ikincil mevzuatla
düzenlenmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 11 inci maddesinde, kanunların Anayasa’ya
aykırı olamayacağı açıkça hüküm altına alınmaktadır. Kanunlar Türk milleti adına
yasama yetkisi verilmiş olan TBMM tarafından çıkarılır.
4. Kanun Hükmünde Kararnameler
Kanun hükmünde kararname (KHK), Bakanlar Kurulunun Anayasa’dan
doğrudan doğruya aldığı veya yasama organından (TBMM) yetki devri yoluyla aldığı
sınırlı bir yetkiye dayanarak yaptığı, daha sonra yasama organının denetimine tâbi olan
ve normlar hiyerarşisinde kanun düzeyinde yer alan bir düzenleyici işlemdir. 2-3
5. Tüzükler
Bakanlar Kuruluna kanunların uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri
belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek
şartıyla tüzük çıkarma yetkisi verilmiştir. Aynı madde ile, çıkarılacak tüzüklerin
Cumhurbaşkanınca imzalanması ve kanunlar gibi yayımlanması esası da getirilmektedir.
Normlar hiyerarşisinde tüzüklerin yeri kanunlardan sonra gelmekte ve tüzüklerin
kanunlara aykırı olmaması gerekmektedir.
6. Yönetmelikler
Yürütme organının (Hükümet) düzenleyici işlemleri arasında yer alan
yönetmelikler, Bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerince, kendi görev alanlarını
ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara
aykırı olmamak şartıyla, çıkarılan hukuk normlarıdır.
Cumhurbaşkanının kararname yetkisi kanundan değil, doğrudan Anayasa'dan kaynaklandığı için, aslî (ilk-el)
düzenleme yetkisidir. Bu nedenle, yürütme işleminin türevselliğinin istisnasıdır.(Normlar Hiyerarşisi ve
Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri,Abdullah Sezer,anayasa.gov.tr
2
Anayasa tarafından yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanına verilen düzenleme yetkisi ve onun sonucu olan
“Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” normunun gücü ve geçerliliği açısından tekdüze değil birkaç türünün bulunduğu
düşünülmektedir. Bu tür normların Anayasada düzenlendiği şekliyle geçerliliği açısından tek bir norm şeklinde sonuç
doğurmadığından ve etkililiği açısından tek düze görülemeyeceğinden dolayı normlar hiyerarşisindeki yerinin tespitinde, yargı
denetimi yapan organ tarafından normun isminden hareketle şekli veya organik kriter yerine mutlaka maddi içeriğine bakılması
gerektiği önerilmektedir. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin etkililik ve efektiflik açısından yargı mercilerince değerlendirme
yapılmadığı takdirde normlar hiyerarşisinde çeşitli bozulmalar yaşanabileceği ve hukuk düzeninde geçerli olduğu kabul edilen
hiyerarşi yerine yatay ve eşdeğer normlar karmaşası oluşabileceği dolayısıyla Anayasada bu tür normların sınırlarının tekrar
belirlenmesi veya Anayasa yargısının bu tür normlarda içerik denetimi yapması önerilmektedir.(Cumhurbaşkanlığı
3
Kararnamelerinin Normlar
Güneş,dergipark.org.tr
Hiyerarşisindeki
Yeri
ve
Denetiminde
Maddi
İçerik
Kriteri,Mehmet
Sayfa 2 / 6
7. Adsız Düzenleyici İşlemler (Genel Tebliğler, Tebliğler, Genelgeler vb.)
Yürütme organının, “kararname”, “karar”, “tebliğ”, “sirküler”, “genelge”, “ilke
kararı” “esaslar”, “yönerge”, “talimat”, “statü”, “genel emir”, “tenbihname”, “genel tenbih”,
“ilân”, “duyuru”, “plân”, “tarife” gibi değişik isimler taşıyan işlemler ile de genel, soyut ve
objektif hukuk kuralları koyduğu görülmektedir. Bu nedenle, bu işlemler de yürütme
organının düzenleyici işlemleri arasında yer almaktadır. İdarenin (Bakanlıklar, Kamu
Tüzel Kişilikleri) düzenleyici işlemleri arasında sayılan tebliğ, genelge, yönerge ve benzeri
isimler altındaki düzenlemeleri, yönetmelik hükmündeki düzenlemeler olarak da
kabul edilmektedir.
Aşağıdaki bölümlerde normlar hiyerarşisinin Sosyal Güvenlik Hukuku ve İş
Hukuku yönünden işleyişi yüksek mahkeme kararlarına konu olmuş somut iki olay
yönünden incelenecektir.
II. NORMLAR HİYERARŞİSİNİN SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNA YANSIMASI
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Anayasa’nın 138. maddesinde de yer
alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca, hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru
"Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt
düzenleyici işlemler (Yönerge, Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademe yer
alan bir normun üst kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan
düzenlemeler içermesi mümkün bulunmamaktadır. Bu durum, “Genel kurallar, usulü
dairesinde değiştirilinceye veya kaldırılıncaya kadar, düzenleyici işlem tesis etme yetkisi
olan makam ve kurumları da bağlar” şeklinde ifade edilmektedir. Bu ilkenin doğal sonucu
olarak, normlar hiyerarşisinde üst kademede yer alan yasal kurallara aykırı düzenleyici
tasarrufların idare tarafından yürürlüğe konulmasının hukuka aykırı olacaktır.
Yüksek Mahkeme tarafından Sosyal Güvenlik Hukukunu kapsayan bir olayda;
kanundan daha alt düzeyde olan ve kanunun çizdiği sınırları daraltamayacak nitelikte
hükümlere sahip olması zorunlu olan ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkartılan
2009/139 sayılı Genelge ile; Kanunun ilgililere tanıdığı imkânın daraltıldığı, davacının
prime esas kazancı eksik bildirmiş olmasının söz konusu prim indiriminden
yararlanmasına engel teşkil edeceğine ilişkin bir hükmün Kanunda yer almadığı; ayrıca
2009/31 sayılı Genelge’ de yer alan daraltıcı hükmün daha sonraki tarihli 2011/45 sayılı
Genelge ile yayımı tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış olduğunun anlaşılması
nedeniyle, prime esas kazancın eksik bildirilmesinin 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin
(ı) bendinden yararlanılmasına engel teşkil etmeyeceği yönündeki yerel mahkeme kararı
onanmıştır.
Sayfa 3 / 6
Yüksek Mahkeme söz konusu kararında, “5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin (ı)
bendinde; Anılan Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki
sigortalıları çalıştıran, özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş
puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazinece karşılanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan
maddeye göre; işveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için, işverenlerin
çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak bu Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet
belgelerinin yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermeleri, sigortalıların
tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece
karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresinde ödemeleri ve Sosyal Güvenlik
Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı
borcu bulunmaması şartları aranmaktadır.
Sözü edilen maddeden yararlanamayacak olanlar ise maddede; “yapılan kontrol ve
denetimlerde çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler”
olarak belirtilmiştir. Davalı Kurum tarafından çıkartılan 2009/139 sayılı Genelgede ise;
işverenlerin sigortalıları Kuruma bildirmediği veya prim ödeme gün sayısını ya da prime
esas kazanç tutarını eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden dolayı, beş puanlık prim
indiriminden, bir yıl süreyle yararlanılmasının mümkün bulunmadığı belirtilmektedir.
2011/45 sayılı Genelgede ise; çalıştırdıkları sigortalıları yapılan kontrol ve denetimlerde
Kuruma sigortalı olarak bildirmediği anlaşılan işverenlerin, 5510 sayılı Kanunun 81.
maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden bir yıl
süreyle yararlanamayacakları buna karşın Kuruma bildirilmiş olan sigortalıların, bildirim
tarihlerinden sonraki prim ödeme gün sayısı veya prime esas kazanç tutarının eksik
bildirdiği tespit edilen işverenlerin, öngörülen diğer şartları sağlamaları kaydıyla söz
konusu destekten yararlanabilecekleri, 2009-139 sayılı Genelgenin bu Genelgeye aykırı
olan hükümlerinin yayımı tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir.
Somut olayda; kanundan daha alt düzeyde olan ve kanunun çizdiği sınırları
daraltamayacak nitelikte hükümlere sahip olması zorunlu olan 2009/139 sayılı Genelge
ile; Kanunun ilgililere tanıdığı imkânın daraltıldığı anlaşılmakta olup, davacının prime
esas kazancı eksik bildirmiş olmasının söz konusu prim indiriminden yararlanmasına
engel teşkil edeceğine ilişkin bir hükmün Kanunda yer almadığının; ayrıca 2009/31 sayılı
Genelge’ de yer alan daraltıcı hükmün daha sonraki tarihli 2011/45 sayılı Genelge ile
yayımı tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış olduğunun anlaşılması karşısında, prime
esas kazancın eksik bildirilmesinin söz konusu maddeden yararlanılmasına engel teşkil
etmeyeceği yönündeki Mahkeme kabulü yerindedir…”şeklinde hüküm kurmuştur.4
Yukarıda açıklanan Yüksek Mahkeme kararı normlar hiyerarşisi ilkesi gereğince
idarenin çıkardığı genelgenin kanunun çizdiği sınırları daraltamayacağını açık bir biçimde
ortaya koymuştur.
4
T.C.Y.10.HD.E.2011/2500,K.2012/9052,T.17.05.2012
Sayfa 4 / 6
III. NORMLAR HİYERARŞİSİNİN İŞ HUKUKUNA YANSIMASI
Normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca Kanunların üstünde bir yere sahip olan
Anayasa'da çalışma koşullarına ilişkin bir takım genel düzenlemeler yer almaktadır.
Anayasa'nın güvence altına aldığı temel hak ve özgürlükler ile sosyal ve ekonomik haklar,
bütün çalışma koşullarının oluşumunda ve çerçevelerinin belirlenmesinde etkilidir.
Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklardan en önemlisi 4857 sayılı İş Kanunudur.
İş Kanunu, çalışma koşullarının temelini oluşturur.
Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklar arasında, iş sözleşmesinin eki sayılan
personel yönetmeliği veya işyeri iç yönetmeliği gibi belgeler de yerini alır. Bu nedenle
işçinin açık veya örtülü onayını almış personel yönetmeliği, iş sözleşmesi hükmü
niteliğindedir. İşyerinde öteden beri uygulanmakta olan personel yönetmeliğinin kural
olarak işçi ile iş ilişkisinin kurulduğu anda işçiye bildirilmesi gerekir. Daha sonra
yapılacak olan değişikliklerin de işçiye duyurulması, bağlayıcılık açısından gereklidir.
İşveren tarafından kanuni ve sözleşmesel bir zorunluluk olmadığı halde, işverence
işyerinde uygulanan işyeri uygulamaları da çalışma koşullarının belirlenmesinde
etkindir.
İşyerindeki uygulamaların tüm işçiler yönünden toplu bir nitelik taşıması mümkün
olduğu gibi, eşit konumda olan bir ya da birkaç işçi açısından süregelen uygulamalar da
çalışma koşullarını oluşturabilir.
Bunun dışında mutlak emredici hükümlerin bulunmadığı hallerde çalışma
koşullarını belirleyen kaynaklar arasında çatışma durumunda, işçinin yararına olan
düzenleme ya da uygulamanın, çalışma koşulunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Çalışma koşullarında değişiklik, işverenin yönetim hakkı ile doğrudan
ilgilidir. İşveren işyerinin karlılığı, verimliliği noktasında işin yürütümü için
gerekli tedbirleri alır. İş görme ediminin yerine getirilmesi şeklini ve zamanını, hizmetin
niteliğini işveren belirler.
4857 sayılı İş Kanununun 22. maddesi uyarınca, “İşveren, iş sözleşmesiyle veya
iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da
işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak
durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak
yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler
işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin
geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu
yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.
İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir.
Sayfa 5 / 6
Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma
koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz.”
Yüksek Mahkeme kararına konu olan İş Hukukuna ilişkin bir olayda; yerel
mahkeme yılda iki brüt maaş üzerinden ödenen ikramiyenin, ekonomik kriz nedeniyle
yılda bir maaşa indirilerek ödenmeye devam edildiğini, bu durumun iş koşulu haline
geldiği gerekçesiyle davacının ikramiye alacak isteğini reddetmiştir.
Yüksek Mahkeme konuyla ilgili olarak verdiği bir kararda, “…Taraflar arasında
yapılan iş sözleşmesinin 61/1-b maddesinde" yılda toplam iki brüt ikramiye" ödeneceği
kararlaştırılmıştır. Yukarıda anılan normlar kuralı gereğince, iş sözleşmesinde işçi
lehine düzenlenen yılda iki maaş ikramiye ödemesinin, işverenin tek taraflı
tasarrufu ile yılda bir ikramiyeye düşürülmesi mümkün değildir. Nitekim aynı
mahkemece verilen ve dairemiz incelemesinden geçen 9. Hukuk Dairesi'nin 2006/30029
Esas, 2007/17573 Karar; 2006/33742 Esas, 2007/21774 Karar ve 2007/26293 Esas,
2008/26010 karar sayılı kararlarında da ikramiye alacağına hükmedilmiştir. Dosyada
mevcut Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi raporunda da yılda iki maaş
tutarında ödenen ikramiyenin, işverenin tek taraflı tasarrufu ile 2001 yılından itibaren
yılda bir maaşa indirilerek ikramiyenin eksik ödendiği belirlenmiştir. Bütün bu
nedenlerle, bilirkişi raporunda hesaplanan ikramiye alacağı mahkemece bir
değerlendirmeye tabi tutularak, ikramiye alacağı hüküm altına alınması gerekirken,
mahkemece yazılı şekilde bu isteğin reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”
şeklinde hüküm kurmuştur.5
Sonuç olarak, İşverenin yönetim hakkı, taraflar arasındaki iş sözleşmesi ya
da işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinde açıkça düzenlenmeyen boşluklarda
uygulama alanı bulmaktadır.
BARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK İŞ HUKUKU EKİBİ
5
T.C.Y.9.HD.E.2007/34716,E.2009/637,T.22.01.2009
Sayfa 6 / 6