Esnek Çalışma Nedir Sosyal Güvenlik Boyutundaki Uygulaması Nasıl Olmalıdır?
- Tarih
- HazırlayanBARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU EKİBİ
Ekli belgeler
PDF Makale (PDF)PDF · Arşiv belgesi Aç ↗Ekli belgenin metni: Makale (PDF)
ESNEK ÇALIŞMA NEDİR SOSYAL GÜVENLİK BOYUTUNDAKİ UYGULAMASI NASIL
OLMALIDIR?
Malumları olduğu üzere; 1970’li yıllardaki Dünyayı etkileyen ekonomik krizle birlikte
başlayan esneklik tartışmaları, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasına neden olmuştur.
Atipik istihdam olarak da adlandırılan esnek çalışma, bugüne kadar sürekli artış göstermiştir.
Atipik istihdam şekillerinde, geleneksel anlamda işçi- işveren ilişkilerindeki tüm özellikler yoktur.
İşçinin çalışma süreleri ile çalıştığı yer değişebilmekte, işçi işyerine ve işverenine tam anlamıyla
bağımlı olamamaktadır. Atipik istihdam; kısmi çalışma, belirli süreli çalışma, geçici istihdam
büroları işçisi olarak çalışma, evde çalışma, çağrı üzerine çalışma, alt işveren işçi olarak çalışma,
görünüşte kendi işveren (bağımsız çalışan) ancak pratikte sözleşme ile işverene bağımlı çalışma
gibi tam süreli olmayan geniş yapıda aşağı yukarı süreklilik arz etmeyen istihdam şekillerinin
geliştiği alanı belirtmektedir.
Ülkemizi de son derece etkileyen ve halen etkileri ekonomik ve sosyal olarak devam
etmekte olan Covid salgını ile birlikte işverenler işyerlerindeki çalışma şeklini ve/ veya süresini
değiştirerek çalışanlarının mümkünse birbirleriyle temasını kesebilmek amacıyla uygun olan
sektörlerdeki çalışmayı uzaktan çalışma - evden çalışma şekline dönüştürmüş, yapılan bu
uygulamanın sonucu olarak kira, elektrik, su, ısınma, yemek, ulaşım gibi birtakım giderlerin
azaldığını veya ortadan kalktığını gören işverenler salgının etkisini kaybetmiş olmasına rağmen
çalışmayı aynı şekilde devam ettirmiş dolayısıyla uygulama günümüzün revaçta olan
çalışma/istihdam şekli olarak klasik istihdam modeline uymayan ve giderek artan bir şekilde
karşımıza çıkmış ve çıkmaya devam etmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 3 Haziran 1996 tarihinde, ön sözlerinde çalışma
koşullarına ilişkin genel uygulama standartlarının yer aldığı sözleşme ve tavsiye kararlarının evde
çalışmaya da uygulanabileceğini hatırlattığı, söz konusu standartların evde çalışmaya
uygulanmasının geliştirilmesinin ve evde çalışmanın özel niteliklerini göz önünde bulundurarak
ek standartlarla desteklenmesinin gerektiğini ifade ettiği 177 sayılı Evde Çalışma Hakkında
Sözleşmeyi ve 184 sayılı tavsiye kararını kabul etmiştir.
Ülkemizde 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 322’nci maddesinde, işverenin
nezaretinde bulunmaksızın parça başı veya götürü çalışan işçilerin işlenen madde ve sözleşme
gereğince çalışmaları bakımından eser sözleşmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı
ifade edilmiştir. Söz konusu hüküm, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlüğüne girmesine dek
evde çalışmaya ilişkin yasal dayanağı oluşturmuştur. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 461 ila 469
uncu maddelerinde ise evde hizmet sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler yer almıştır.
ILO’nun 177 sayılı Evde Çalışma Sözleşmesi’nin birinci maddesinde ve 184 sayılı Evde
Çalışma Tavsiye Kararı’nda yer alan tanıma göre "evde çalışma" terimi, evde çalışan olarak
anılacak olan bir kimse tarafından, kendi evinde veya işverenin işyeri hariç kendi seçtiği bir başka
mekanda, ödeme karşılığında yapılan, söz konusu kişinin ulusal yasalar, yönetmelikler ve
mahkeme kararları uyarınca bağımsız işçi sayılmasını gerektirecek ölçüde özerkliğe ve ekonomik
bağımsızlığa sahip olmaması kaydıyla; teçhizatı, malzemeyi ve kullanılan diğer girdileri kimin
sağladığı önemli olmaksızın, işveren tarafından belirlenen bir ürün veya hizmetle sonuçlanan iş
anlamına gelir.
Sayfa 1 / 5
Evde hizmet sözleşmesi 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 461’inci maddesinde “işverenin
verdiği işi, işçinin kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle
birlikte bir ücret karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır. Evde hizmet
sözleşmesinde de diğer iş sözleşmelerinde olduğu gibi tarafların iş görme ve ücret ödeme borçları
vardır; bu unsurlar iş sözleşmesindeki unsurlarla aynıdır.
İş sözleşmelerinin bağımlılık unsuru ise evde çalışmanın iş sözleşmesi olarak
değerlendirilmesi bakımından özel önem arz etmektedir. İşçi ve işveren arasındaki bağımlılık
unsuru, ekonomik, teknik ve kişisel-hukuki bağımlılık olmak üzere farklı şekillerde
değerlendirilmektedir.
Ekonomik bağımlılık, işçinin iş görerek kazandığı ücretin elde ettiği gelirlerin esas kaynağı
olmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla, ekonomik bağımlılık esas alındığında gelirinin büyük kısmı
işveren tarafından sağlanan kişi, işçi kabul edilir.
Teknik bağımlılık ise, işverenin işçiye işin nasıl görüleceği, hangi araç ve tekniklerin
kullanılacağı konusunda emir ve talimat verebilmesini ifade etmektedir.
Ancak bu bağımlılık türü de iş sözleşmelerini diğer sözleşmelerden ayırmakta eksik
kalmaktadır. Örneğin vekâlet sözleşmesinde de vekilin asilin talimatlarına uyması gerekir, buna
karşılık işçinin uzmanlığı sebebiyle işverene teknik yönden bağımlılığının azalması hatta yok
olması söz konusu olabilmektedir.
İş sözleşmesinin unsuru olarak kişisel - hukuki bağımlılığın kabul edilmesi hâlinde ise
evde hizmet sözleşmesinin de arasında bulunduğu farklı iş sözleşmelerindeki bağımlılık unsuru
açıklanabilecektir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu’yla hizmet sözleşmelerine ilişkin hükümlerde çok sayıda
yenilik yapılmıştır ve getirilen yeni hükümlerin bir kısmı İş Kanunu’nda yer almadığından, genel
nitelikteki kanun olan Borçlar Kanunu hükümlerinin İş Kanunu’na tabi iş sözleşmelerine ne
derece uygulanacağına dair farklı görüşler ileri sürülmektedir. İş Kanunu’nda yer verilmeyip
Borçlar Kanunu’nda düzenlenen hususlardan biri de evde hizmet sözleşmesidir. Borçlar
Kanunu’nun 469 uncu maddesine göre evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan
hallerde hizmet sözleşmesinin genel hükümleri uygulama bulacaktır.
Bu durum, evde hizmet sözleşmesine uygulanacak kanunun belirlenmesi bakımından
farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bir görüşe göre evde hizmet sözleşmelerine
yalnızca Borçlar Kanunu uygulanmalıyken bir diğer görüşe göre ise İş Kanunu kapsamı dışında
kalmayan alanlarda yapılan evde hizmet sözleşmesinde Borçlar Kanunu ve İş Kanunu birlikte
uygulanmalıdır.
Evde çalışanların ister İş Kanunu’na ister Borçlar Kanunu’na tâbi olduğu kabul edilsin
çalışmanın işyeri dışında yapılması sebebiyle işverenin işçiyi gözetme borcunun uygulanmasında
birtakım güçlükler söz konusudur. İşveren Borçlar Kanunu’nun 417’nci maddesine göre işyerinde
iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak araç ve gereçleri
noksansız bulundurmakla yükümlüdür.
Sayfa 2 / 5
Dolayısıyla işverenin, evde çalışmanın niteliği gereği alması mümkün olmayan önlemlerin
dışında kalan tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alması gerekmektedir. Bu bağlamda işveren
işçiye koruyucu araç – gereçleri eksiksiz sağlamalı, iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitim
vermeli, kullanacağı makineler, araçlar ve bunlardan doğabilecek tehlikeler konusunda işçiyi
bilgilendirmelidir. Ayrıca, kimyasal, kanserojen maddelerle çalışma gibi konuları düzenleyen
yönetmelikler de evde çalışma ilişkisinin niteliğinin elverdiği ölçüde uygulanmalıdır.
İşverenin evde çalışanlar bakımından alabileceği iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin
sınırlılığı yanında, işçinin alınan önlemlere uyup uymadığının denetlenmesi açısından da
güçlükler bulunmakta, işverenin sürekli ve etkin bir denetim yapması mümkün olmamaktadır.
Aynı güçlükler, resmi iş sağlığı ve güvenliği denetiminin yapılması bakımından da söz konusudur.
İşverenin alabileceği önlemlerin sınırlı olması, bir iş kazası ortaya çıktığında işverenin
tazminat sorumluluğu bakımından da etkili olacaktır. Evde çalışan işçi iş kazasına uğradığında
işverenin sorumluluğunun doğması için öncelikle yapılan iş ile kaza arasında uygun illiyet bağı
olmalıdır. Örneğin, işçinin evde çalışma yaptığı sırada işin görülmesi için kullandığı dikiş makinesi
sebebiyle bir kazanın ortaya çıkmasında veya kullanılan yapıştırıcı maddelerin solunması
sebebiyle bir hastalık ortaya çıktığında bunlar iş kazası veya meslek hastalığı olarak
nitelendirilebilecektir. İşverenin evde çalışmanın niteliği sebebiyle birtakım önlemleri alamamış
olması, işverenin gerekli koruyucu ekipmanı sağlamasına rağmen bunların kullanımını denetleme
imkânının bulunmaması veya işçinin kazanın ya da hastalığın ortaya çıkmasındaki ortak kusuru
Borçlar Kanunun 52’nci maddesi gereği işverenin tazminat sorumluluğunu azaltabilecek ya da
ortadan kaldırabilecektir.
İşverenin, evde hizmet sözleşmesinin elverdiği koşullar içinde alabileceği tüm iş sağlığı
güvenliği önlemleri alma borcunun karşısında, işçi de Borçlar Kanunun 417’nci maddesinin 2’nci
fıkrası gereği bu alanda alınan tüm önlemlere uymakla yükümlüdür. İşçinin, işi kendi evinde
yerine getirmesi durumunda sadece kendisinin değil, hane halkının, eve ziyarete gelen kişilerin,
hatta komşuların sağlığı ve güvenliğinin de alınan önlemlere uyulup uyulmamasından
etkileneceği gözden kaçırılmamalıdır.
Sosyal Güvenlik Mevzuatı bakımından değerlendirdiğimizde önce sigortalılık statüsünün
tespiti önem arz etmektedir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda sigortalılığın ölçütü hizmet akdine göre çalışma
olarak belirlenmiş, 5510 sayılı Kanunda 4/1-a’da “hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren
tarafından çalıştırılanlar” kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının uygulanması bakımından
sigortalı sayılacağı belirtilmiştir.
Dolayısıyla bağımsız girişimci niteliği taşımayan ve evde hizmet sözleşmesine göre çalışan
işçilerin sigortalı sayılması gerekmektedir. İş sözleşmelerini iş görme unsurunu içeren diğer
sözleşmelerden ayıran en önemli unsur ise bağımlılık unsurudur. Evde hizmet sözleşmelerinde
bağımlılık unsurunun tespitinin fabrika tipi klasik çalışma biçimlerine göre daha zor olması bu
sözleşmelerin iş sözleşmesi olup olmadığı yönündeki tereddütlerin yargı kararlarına da
yansımasına sebep olmaktadır.
Sayfa 3 / 5
Yargıtay uygulamasında iş sözleşmesinin bağımlılık unsurunun ayırıcı ölçütleri olarak işin
ne zaman yapılacağının işveren tarafından belirlenmesi, işin işverenin iş yerinde yapılması ve
ücretin zaman esasına göre belirlenmesi sayılmıştır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin (Y. 10. HD. T. 31.10.1995, E. 1995/8571, K. 1995/9042)
1995 yılındaki bir kararına göre “Hizmet akdinin unsurları …, hizmetin belirli veya belirli olmayan
bir zaman içinde görülmesi, hizmet akdinin konusu olan edimin işverene ait işyerinde yerine
getirilmesi, edimin ifasında işverenin denetim ve gözetimi altında bulunması, edimin ücret
karşılığında yapılması ve ücretin zaman esasına göre hesaplanmasıdır. 10. Hukuk Dairesi’nin (10.
HD. T. 10.05.2004, E. 2004/1724, K. 2004/4114) 2004 yılındaki diğer bir kararında ise “Bağımlılık
unsurunun varlığı için de işverenin her an ve her durumda çalışanı denetlemek ve isteğine göre
sigortalıya iş edimini yaptırma gücünün varlığı şarttır.” ifadesi kullanılmıştır.
Yargıtay’ın bu gibi kararlarında bağımlılık unsurunun varlığı için aranan kriterlerin evde
çalışmanın da aralarında bulunduğu esnek istihdam biçimlerine göre çalışan işçilerin, bağımlı
çalışan olarak sigorta kapsamında sayılmasını engelleyici nitelikte olduğu açıktır. Dolayısıyla,
bireysel iş hukukunda olduğu gibi sosyal güvenlik hukuku bağlamında da iş bağımlılık unsurunun
belirlenmesinde işverene ait iş organizasyonunda, işveren yararına bir iş yapılması esas
alınmalıdır. Nitekim Yargıtay’ın da söz konusu yaklaşım yönünde kararları ortaya çıkmaya
başlamıştır.
10. Hukuk Dairesinin (10. HD. T. 19.06.1990, E. 1990/5390, K. 1990/6204) 1990 yılında
verdiği bir kararda, davacı işçi çalışmasını işyerinde yapmasına rağmen “Davacı, davalıya ait
işyerinde davalının denetiminde çalışmış ve parça başına ücret almış olduğuna göre hizmet
akdinin "zaman", "bağımlılık", "ücret" ve "işyeri" koşullarının gerçekleştiği ortadadır. Kaldı ki,
Borçlar Kanunu`nun 322. maddesine göre, parça başına yapılan hizmet sözleşmesinde, işçi,
işverenin nezareti altında çalışmamış olsa dahi aradaki hukuki ilişki, istisna akdi olmayıp hizmet
akdidir.” ifadesi kullanılmıştır.
21. Hukuk Dairesi’nin (21. HD. T. 08.06.2000, E. 2000/4584, K. 2000/4611) 2000 yılındaki
bir kararına göreyse, “Dava konusu olayda davacının; konfeksiyon işyerinin zorunlu elemanı
olarak satılan parçaların düzeltim işinde istihdam edildiği anlaşılmaktadır. İşyerinin çalışma
saatlerine uygun olarak, davacının çıkacak işleri gördüğü ve görmek üzere hazır bulunduğu davacı
ve davalı tanıklarınca doğrulanmaktadır. Düzeltim işinin, işyeri ve davacının evinde yapılması
giderek parça başına ücret ödenmesi hizmet akdi niteliğini etkilemez.”
21. Hukuk Dairesi’nin (21. HD. T. 21.01.1998, E. 1998/5798, K. 1998/149) 1998 yılında
verdiği bir kararda ise, “Davacının bu işi evinde yapmış olması, işin işverenin denetimi ve gözetimi
altında yapılmadığını göstermez. Davacının günde veya haftada kaç mandal monte edeceği ve her
mandal için ne kadar ücret alacağı, montaj hatası olmadan ne zaman teslim edeceği hususlarında
anlaşma yapılması gerekir. Kararlaştırılan mandal sayısından az montaj yapılması veya hatalı
montaj yapılması hâlinde ücretinin kesilmesi gerektiği gibi, belli sayıda mandal teslim etme
mükellefiyetinde bulunması, işveren tarafından masa verilmesi, davacının işverenin denetiminde
ve ona bağlı olarak çalıştığı, bir başka anlatımla işçi ile işveren arasında hizmet ilişkisinin
bulunduğunu gösterir.” denilmek suretiyle, evde çalışan ve parça başına ücret alan bir işçinin
sözleşmesindeki bağımlılık unsuru ilişkinin başka yönlerinden yola çıkılarak tespit edilmiştir.
Sayfa 4 / 5
Yukarıda zikredilen kararların tarihleri de dikkate alındığında Yargıtayın iş sözleşmesinin
ayırt edici unsurları olarak belirlediği hususlardaki değişimin zaman içerisinde sürekli aynı yönde
olmadığı görülmektedir.
Bağımlılık unsurunun, iş organizasyonu, işverenin yararına çalışma yapan işçinin bağımsız
nitelik taşımaması gibi hususlar dikkate alınarak belirlenmesi, evde hizmet sözleşmesinin de
aralarında bulunduğu esnek çalışma biçimlerinin iş sözleşmesi olarak değerlendirilmesi
bakımından uygun olacaktır.
Sigortalı sayılmak için gerekli olan bir diğer unsur ise 5510 sayılı Kanunun 6’ncı
maddesinde yer alan “sigortalı sayılmayanlar” arasında yer almamaktır. Anılan düzenlemede yer
almayan işlerin sigortalılık statüsünün kazanımı bakımından yeterli olduğu karine olarak kabul
edilmelidir.
Bu itibarla evde çalışma şeklinde atipik bir hizmet sözleşmesi ile işverenin emir ve
talimatları ile bağlı olan işçinin 5510 sayılı Kanun bakımından 4/1 (a) sigortalısı olarak
değerlendirilerek, mevzuatta ayrı bir düzenlemeye gidilmediği sürece bu sigortalıların 4/a
sigortalılara tanınan tüm haklardan ve yükümlüklerden eşit derecede yararlanması ve sorumlu
olması gerektiği, işverenin de kayıt dışı istihdamın önlenmesi hususu dikkate alınarak bu şekilde
çalıştırdığı sigortalılara karşı 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan tüm yükümlülüklerle
sorumluluğunun bulunması gerektiği kabul edilmelidir.
İşyeri tanımına bağlı iş kazasının tespitine yönelik Yargıtay tarafından halihazırda verilmiş
karar bulunmamakla birlikte iş ile kaza arasında uygun illiyet bağı bulunması hususunun kazanın
iş kazası olarak kabul edilmesinde kriter olarak kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda esnek çalışma olarak kabul edilen evde,
tatilde, başka şehirde, internet bağlantısı olan diğer yerlerde yapılacak çalışmaların 5510 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sayılması gerektiği ancak
uygulamada yaşanabilecek sıkıntıların aşılabilmesini teminen işverenlerin bilgilendirilmesine
matuf yazılarda işçinin görev yapacağı ve görevli sayılacağı yerlerin işyerinde çalışmış gibi kabul
edilebilecek yer, mekan, şehir ve tarih aralıklarının itibar edilebilir şekilde kayıt belge ve
sözleşmelere derç edilmesini uygun olacaktır.
BARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU EKİBİ
Sayfa 5 / 5