Hizmet Tespiti Davaları Kapsamında Prime Esas Kazançların Tespiti ve İspatı
- Tarih
- HazırlayanBARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU EKİBİ
Ekli belgeler
PDF Makale (PDF)PDF · Arşiv belgesi Aç ↗Ekli belgenin metni: Makale (PDF)
HİZMET TESPİTİ DAVALARI KAPSAMINDA PRİME ESAS KAZANÇLARIN TESPİTİ VE İSPATI
1. GİRİŞ
Sosyal güvenlik hakkı, Anayasa’nın 60. maddesinde güvence altına alınan, vazgeçilmez ve devredilmez temel
bir insan hakkıdır. Bu hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi, sigortalıların prime esas kazançlarının gerçeğe
uygun bir şekilde belirlenmesine bağlıdır. Ancak uygulamada, işverenlerin sigorta prim yükünden kaçınmak
amacıyla ücretleri düşük göstermesi, sigortalıların emeklilik döneminde daha düşük aylık almalarına yol açan
önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, hizmet tespit davaları kapsamında prime esas
kazancın belirlenmesi, sosyal güvenlik hukukunun en güncel ve tartışmalı konularından birini oluşturmaktadır.
Bu makalede, sigortalıların prime esas kazançlarının tespitinde karşılaşılan ispat sorunları, özellikle yazılı delil
zorunluluğu ve tanıkla ispat sınırı açısından ele alınacak, konuya ilişkin Yargıtay’ın yerleşik içtihatları
doğrultusunda değerlendirmelerde bulunulacaktır.
2. PRİME ESAS KAZANÇ KAVRAMI VE HUKUKİ ÇERÇEVE
A. Prime Esas Kazancın Tanımı ve Unsurları
Prime esas kazanç, sigortalının sosyal güvenlik primlerinin hesaplanmasına dayanak oluşturan ücret tutarını
ifade eder. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80. maddesine göre, prime esas
kazanç, sigortalının hak ettiği ücret üzerinden hesaplanır. Bu düzenleme, sigorta primlerinin gerçek ücret
üzerinden ödenmesi gerektiği ilkesini ortaya koymaktadır.
Gerçek ücret kavramı, sigortalının kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre ödenmesi gereken ücreti ifade
eder. Hizmet akdinin tarafları görünüşte bir ücret belirlemiş olabilirler, ancak bu ücret tarafların aralarında
kararlaştırdıkları gerçek ücret olmayabilir. Uygulamada sıklıkla, taraflar arasında kararlaştırılmış olan gerçek
ücret, sigorta primlerini daha az ödemek amacıyla bordroya yansıtılmamakta, daha düşük gösterilmektedir.
Prime esas kazancın doğru tespiti, yalnızca bireysel menfaat açısından değil, aynı zamanda sosyal güvenlik
sisteminin sürdürülebilirliği ve aktüeryal dengenin korunması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Düşük
bildirilen primler, hem sigortalının emeklilik döneminde daha düşük aylık almasına hem de sosyal güvenlik
kurumunun prim gelirlerinin azalmasına yol açmaktadır.
B. Hizmet Tespiti Davalarının Niteliği ve Kamu Düzeni Unsuru
5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından
verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıkları yılın sonundan başlayarak beş yıl
içinde iş mahkemesine başvurarak hizmetlerinin tespitini isteyebilirler. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup
mahkemece re’sen dikkate alınır.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında vurgulandığı üzere, hizmet tespiti ve prime esas kazancın tespiti davaları,
vazgeçilmez ve anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturmaktadır. Bu niteliği itibarıyla kamu
düzenindendir. Kamu düzeninden olma koşulu, re’sen araştırma ilkesini ve sonuç olarak hâkimin delilleri
serbestçe, kendiliğinden toplayarak sonuca gitmesini beraberinde getirir1.
Bu tür davalarda hâkim, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinmeyerek, gerekli araştırmaları re’sen yapmak ve
kanıtları toplamakla yükümlüdür. Öyle ki, bu davalarda taraf beyanı ikrar niteliğinde olsa dahi hâkim
1 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 28.01.2014, 2013/17322 E., 2014/1631 K.
Sayfa 1 / 5
kendiliğinden araştırma yetkisine sahiptir. İddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı uygulanmaz, hâkim
kesin delillerle dahi bağlı değildir.
3. ÜCRETİN İSPATI SORUNU
A. Çalışma Olgusu ve Ücret İspatı Arasındaki Ayrım
Hizmet tespiti davalarında önemli bir ayrım, çalışma olgusunun ispatı ile ücretin ispatı arasında
yapılmaktadır. Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği
gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın, ücret konusunda aynı genişlikte ispat
serbestliği söz konusu değildir2.
Bu ayrımın temelinde, ücretin belirlenmesinde taraflar arasındaki özel hukuk ilişkisinin ağır basması ve ispat
güvenliğinin sağlanması ihtiyacı yatmaktadır. Ancak bu durum, sosyal güvenlik hukukunun kamu düzeni niteliği
ile medeni usul hukukunun ispat kuralları arasında bir gerilim yaratmaktadır. Bu gerilim, özellikle işçi aleyhine
sonuç doğurabilecek durumlarda, hâkimin re’sen araştırma yetkisiyle dengelenmektedir.
B. Yazılı Delil Zorunluluğu ve HMK m. 200
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200. maddesi uyarınca, bir hakkın doğumu,
düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin,
yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirli bir tutarı geçtiği takdirde, senetle ispat edilmesi zorunludur.
Ücretin tespiti açısından konuya yaklaşıldığında, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, HMK’nın 200. maddesinde
yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması gerektiği yönündedir. Ücret tutarı bu
sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş
bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari
defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması mümkündür3.
Bu noktada, imzalı ücret bordrolarının ispat gücü özel bir önem taşımaktadır. Düzenlenen ücret bordrolarında
işçinin imzasının bulunması halinde, bordrodaki bilgilerin aksi ancak ve ancak yazılı delillerle ispat edilebilir.
Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için bordronun tahakkuklu ve imzalı olması zorunludur. Tahakkuku sıfır olan
imzalı bir bordronun ispat gücü, tahakkuklu ve imzalı bir bordro ile aynı değildir.
C. Delil Başlangıcı ve Tanıkla İspat İmkânı
HMK’nın 202. maddesi, yazılı delil başlangıcı bulunan hallerde tanık dinlenebileceğini düzenlemektedir. Delil
başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, varlığını gösteren ve
aleyhine ileri sürülen tarafça verilmiş veya gönderilmiş belgelerdir.
Yargıtay’ın benimsediği ilkeye göre, yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği
gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil
2 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.06.2022, 2020/(21)10-280 E., 2022/871 K.
3 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 20.01.2020, 2019/3015 E., 2020/277 K.
Sayfa 2 / 5
başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun
çeşitli kararlarında da bu görüş benimsenmiştir45.
D. İmzalı Bordroların İspat Gücü ve İstisnaları
İmzalı ve tahakkuklu bordroların aksinin ancak yazılı delille ispat edilebileceği kuralının bazı istisnaları
bulunmaktadır:
İhtirazi kayıt: İşçinin, ücretin eksik ödendiği veya fazla çalışma yaptığı yönünde bordroya şerh düşerek
imzalaması halinde, bordronun aksi tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Sembolik tahakkuk: Bordroda gerçek ücreti yansıtmayan, salt şekli anlamda düşük bir tahakkuk gösterilmesi
durumunda, bordro kesin delil niteliğini kaybeder; bu durumda tanık dinlenmesi ve emsal ücret araştırması
yapılması gerekir. Yargıtay, bu tür uygulamaları hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirmektedir6.
Hayatın olağan akışına aykırılık: Nitelikli bir işçinin asgari ücretle çalıştığını gösteren bordrolar, hayatın
olağan akışına aykırı ise tek başına belirleyici olmayıp diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
4. YARGITAY İÇTİHATLARINDA FARKLI YAKLAŞIMLAR VE BASKIN GÖRÜŞ
A. Klasik Görüş: Yazılı Delil Zorunluluğu
Yargıtay’ın bir kısım kararlarında, hizmet tespiti davalarında dahi ücretin ispatı konusunda HMK’nın 200.
maddesindeki yazılı delil zorunluluğunun aranması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu görüşe göre, işçinin imza
inkârında bulunmadığı bordrolar aksi yazılı delille kanıtlanmadıkça geçerlidir. Özellikle dava aşamasında
sunulan ve sırf bu davada kullanılmak üzere hazırlandığı izlenimi veren belgeler ihtiyatla karşılanmalıdır.
B. Re’sen Araştırma İlkesi Ağırlıklı Görüş
Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 04.10.2019 tarihli ve 2018/1 E., 2019/5
K. sayılı kararında, işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından
kaynaklanan davalarda ise re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu vurgulanmıştır7. Bu yaklaşıma göre, prime
esas kazancın tespiti davaları her türlü delille ispatlanabilir; işyerinde tutulması gerekli dosyalar, Kurum
kayıtları, müfettiş raporları, işyerinde çalışan diğer kişilerin beyanları ve emsal ücret araştırması gibi yöntemler
devreye girer.
C. Görüşlerin Değerlendirilmesi ve Baskın İçtihat
Her iki yaklaşım birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın son dönemdeki baskın içtihadı, çalışma olgusu ile
ücret ispatı arasında bir ayrım yapılması yönündedir. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirken, ücretin
ispatı konusunda belirli bir parasal sınırın üzerinde yazılı delil aranması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak bu
kuralın uygulanmasında, işçinin korunması ve hakkaniyetin sağlanması amacıyla bazı esneklikler tanınmaktadır:
delil başlangıcı, sembolik tahakkuk, ihtirazi kayıt, hayatın olağan akışı, emsal ücret araştırması gibi.
4 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.10.2010, 2010/10-480 E., 2010/523 K
5 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.10.2011, 2011/10-608 E., 2011/649 K.
6 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 28.01.2014, 2013/17322 E., 2014/1631 K.
7 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.10.2019, 2018/1 E., 2019/5 K.
Sayfa 3 / 5
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yakın tarihli bir kararında (2024/339 E., 2025/579 K.) da bu ilkeler teyit
edilmiştir. Kararda, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde belirtilen unsurları taşıyan ve imza inkârına
uğramayan bordroların, geçerliliği tartışmalı belgelere nazaran öncelikli olduğu, ancak bordronun aksinin
eşdeğer nitelikte yazılı delillerle ispatlanabileceği vurgulanmıştır. Bu karar, yazılı delil zorunluluğu ile re’sen
araştırma ilkesi arasındaki dengeyi somutlaştırması bakımından önemlidir.
D. Öğretide Tartışmalı Bir Yaklaşım: Re’sen Araştırma İlkesi ve Ücretin İspatında Delil Serbestisi
Öğretide ve yüksek yargı kararlarında ileri sürülen bir görüşe göre, hizmet tespiti ve prime esas kazancın
belirlenmesine ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olup re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalardandır.
Bu yaklaşımda, sosyal güvenlik hakkının vazgeçilmez ve devredilmez niteliği ile sigortalının bu haktan feragat
edememesi hususları ön plana çıkarılmakta; bu nedenle hâkimin maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğünün, klasik
ispat kurallarına nazaran daha ağır bastığı savunulmaktadır. Bu çerçevede, imzalı bordroların mutlak anlamda
senet niteliğinde kabul edilmemesi, ücretin belirlenmesinde hayatın olağan akışı, işçinin niteliği, emsal ücret
araştırması ve işyerinin özelliklerinin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Bu görüşe göre, prime esas kazancın düşük gösterilmesinden yarar sağlayan taraf işveren olduğundan, ücretin
ispatında HMK m. 200 hükmünün katı şekilde uygulanması işçi aleyhine sonuç doğurabilir. Özellikle vasıflı ve
kıdemli işçilerin sürekli asgari ücret üzerinden çalıştığının kabulü, hayatın olağan akışı ile
bağdaşmayabileceğinden, yazılı delil bulunmasa dahi delil başlangıcı, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması
birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bununla birlikte, mevcut içtihat çizgisinde
baskın yaklaşım, çalışma olgusu ile ücretin ispatı arasında ayrım yapılması ve belirli parasal sınırın üzerindeki
ücret iddialarının yazılı delille desteklenmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle uygulamada, re’sen araştırma
ilkesi ile yazılı delil zorunluluğu arasında bir denge kurulması gerektiği kabul edilmektedir.
5. GERÇEK ÜCRETİN TESPİTİNDE İZLENECEK YÖNTEM
A. Emsal Ücret Araştırması
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, gerçek ücretin tespitinde mahkemece yapılacak işlemlerin
başında emsal ücret araştırması gelmektedir. Bu kapsamda, sigortalının yaptığı işin özellikleri, işyerindeki
unvanı, meslekteki kıdemi, işin niteliği, işyerinin özellikleri dikkate alınarak, emsal işçilere o işyerinde veya başka
işyerinde ödenen ücretler araştırılmalıdır. Araştırma yapılırken sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek
suretiyle TÜİK, ilgili meslek odaları, sendikalar, işçi ve işveren konfederasyonlarından bilgi alınmalıdır.
B. Hayatın Olağan Akışı İlkesi
Nitelikli ve tecrübeli bir işçinin, yaptığı işin özelliğine göre asgari ücret üzerinden ücret alması, hayatın olağan
akışına aykırıdır. Yargıtay, bu durumun belirlenmesi halinde, işveren tarafından asgari ücret üzerinden
düzenlenen belgelerin aksinin kanıtlanamayacağı düşüncesinin kabul edilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu ilke
uyarınca, işçinin niteliği, işin özelliği, işyerinin kapsam ve kapasitesi gibi hususlar dikkate alınarak, asgari ücretle
çalışmasının olağan olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Sayfa 4 / 5
C. Bilirkişi İncelemesi ve Keşif
Gerçek ücretin tespitinde, işyerine ilişkin dönem bordroları incelenerek keşif ve bilirkişi
incelemesi yaptırılması, işyerinin kapsam ve kapasitesinin belirlenmesi önem taşımaktadır. İşverenin
bordrolarında kayıtlı diğer işçilerin beyanına başvurulmalı, işverenin yaptığı bildirimler ile çalışan işçilerin
nitelikleri karşılaştırılarak, işverenin çalıştırdığı işçilerin kıdem ve pozisyonuna göre gerçek ücret üzerinden
bildirilip bildirilmediği üzerinde durulmalıdır.
D. Tanık Beyanlarının Değerlendirilmesi
Prime esas kazancın tespiti davalarında, yazılı delil bulunmadığı veya delil başlangıcı niteliğinde belgeler
mevcut olduğu takdirde tanık beyanları önem kazanmaktadır. Tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve
görevlileri ile işyerinde çalışan diğer kişiler, komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları ve işyerini bilen veya
bilebilecek durumda olan kişiler araştırılarak ücret konusunda beyanlarına başvurulmalı, beyanların
inandırıcılığı üzerinde durulmalıdır.
6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Sosyal güvenlik hukukunda prime esas kazançların tespiti, sigortalıların gelecekteki sosyal güvenlik
haklarının belirlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, konuya ilişkin ispat kuralları
belirlenirken, bir yandan ispat güvenliği sağlanmalı, diğer yandan işçinin korunması ve sosyal güvenlik hakkının
etkin bir şekilde kullanılması temin edilmelidir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, bu iki amacı dengelemeye çalışan bir yaklaşım sergilemektedir. Bir yandan
HMK’nın 200. maddesindeki yazılı delil zorunluluğu kuralı uygulanırken, diğer yandan işçinin ispat güçlüğü
çektiği durumlarda delil başlangıcı ve tanıkla ispat imkânı tanınmakta, emsal ücret araştırması yapılması
öngörülmekte, hayatın olağan akışı ilkesi dikkate alınmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2024/339 E., 2025/579 K. sayılı kararı da bu dengeli yaklaşımın bir
yansımasıdır. Kararda, bir taraftan imzalı bordroların ispat gücü vurgulanırken, diğer taraftan bu bordroların
aksinin eşdeğer nitelikte yazılı delillerle ispatlanabileceği kabul edilmekte, böylece hem ispat güvenliği hem de
maddi gerçeğe ulaşma amacı birlikte gözetilmektedir.
Uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların çözümü için, mahkemelerin her somut olayın özelliklerini dikkate
alarak, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde kapsamlı bir araştırma yapmaları, gerektiğinde emsal ücret
araştırması, bilirkişi incelemesi, keşif gibi yöntemlere başvurmaları, tanık beyanlarını dikkatle değerlendirmeleri
gerekmektedir. Ancak bu şekilde, sosyal güvenlik hakkının etkin bir şekilde korunması ve gerçek ücretin adil bir
şekilde tespiti mümkün olabilecektir.
BARIŞ ERDEM DANIŞMANLIK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU EKİBİ
Sayfa 5 / 5